Kantaron yağı: Kırmızı renkli kantaron yağı, karın bölgesine sürülerek yedirildiğinde, öncelikle bebeklerin ve küçük çocukların karın ağrıları sona erebilir. Haziranın ikinci yarısında açmaya başlayan sarı kantaron çiçekleri ve goncaları toplanarak bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve şişe, çiçeklerin üstüne çıkacak kadar zeytinyağı ile doldurulur. Şişe üç hafta kadar güneşte bekletilirken arada bir çalkalanır. İlk 2-3 gün şişenin kapağı açık bırakılarak, mayalanma süreci desteklenir ve süre sonunda şişenin kapağı kapanır. Üç hafta sonunda kan kırmızısı bir renk oluşturan yağ tülbentten geçirilerek süzülür ve koyu renkli bir şişede muhafaza edilir.
Eğir kökü: Yetişkinler karın ağrılarına karşı eğir kökü kullanabilirler. Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış eğir kökü, bir bardak soğuk suda 10-12 saat demlendirildikten sonra ılıklaştırılır ve süzülür. Her gün, yemeklerden önce ve sonra 1 yudum olmak üzere, 6 yudum çay içilir. Çay kısa sürede soğuyacağı için, önceden ısıtılmış bir termosta sıcak olarak muhafaza edilebilir.
Mayıs papatyası: Papatya çayının yatıştırıcı etkisinden yetişkinler ve küçük çocuklar yararlanabilir. Ağrının fazlalığına göre, günde 1-3 bardak papatya çayı içilebilir. Yarım tatlık kaşığı papatya, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Her seferinde taze demlenen çay, soğutulmadan yudumlanarak içilir.
Yaklaşık 6000 yıllık bir geçmişe sahip olan aromaterapi'nin ilk olarak mumya yapımında eski Mısır uygarlığı tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Aynı çağlarda, eski Çin uygarlığı tarafından da aromaterapi yağları ve bitkileri tanrıya olan şükranın bir ifadesi olarak kullanılmaktaydı. Aromaterapinin tedavi ve güzellik maksadıyla kullanımı ise ilk olarak eski Yunan medeniyetlerinde ortaya çıkmıştır. Roma İmparatorluğu devrinde aromaterapi banyo sonrası masaj teknikleriyle kullanım alanı buldu. Eski Romalılar aromaterapi yağlarını eski Arap ve Hint medeniyetlerinden getirtiyorlardı.
Tarihte uçucu yağların kullanımı bir sosyal statüyü temsil ederdi. Başta krallar,din adamları ve soylular ayrıcalıklı olarak uçucu yağları kullanan kesimlerdi. Romalıların yaşamında uçucu yağların önemli bir yeri vardı. Romalılar uçucu yağları Doğu ülkelerinden getirirlerdi.10.yy'da İbn-i Sina gülsuyu ve gülyağını tedavi amaçlı kullanmıştır. Alman tarihinde ise yaklaşık 8.yy'da uçucu yağ taşıyan bitkilerin yetiştirilmesi konusunda özel bir kanun çıkarılmış, özellikle manastır bahçelerinde rezene,iris,fesleğen gibi aromatik bitkiler yaygın bir biçimde yetiştirilmiştir. Napolyon,Kuzey Afrika seferlerini düzenlerken, bulaşıcı hastalıklardan ordunun korunması için her askerin yanında fesleğen uçucu yağını bulundurmasını zorunlu kılmıştı.